Hayatın bize neler getirdiğinin değil, bizim ona neler verdiğimizin muhakemesini yaptığımız sürece gerçek mutluluğa ulaşmış olacağız.
Bir nefes, bir dokunuş, bir tebessüm…
Neydi bizi bütün bu güzelliklerin farkında olmaktan alıkoyan?
Oysa gökyüzü aynı gökyüzü. Rüzgar aynı rüzgar. Nefes aynı nefes. Ne bir eksik ne de fazla…
Bazen koşulsuzluklarla kurulmuş imkansızlık dünyası deriz biz buna. Oysa ne kadar da gerçeği yansıtmayacak kadar katı bir muamma.
Siz hiç sabahı erkenden karşılayanlardan olup güne merhaba diyebildiniz mi? Ya da koşullandırılmış adımlarınızla yol alırken etrafınıza bakıp da sağınızda kalmış bir fidana gülümseyebildiniz mi?
Tüm ısrarla tükettiğiniz şu kısa ömrünüzde bir kuşu kafesinden çıkartıp onu bırakmayı denediniz mi? Oysa özgürlük diye sığındığımız bir hakikatsizlik içine tutsak edilmeye çalışılan kuşlar kadar çelişki ve muamma…
Sağ elinizi sol kalbinize koyup da hızla çarpışını hissedip o an durmadığı için teşekkür edebildiniz mi ona?
Elinizi değil de varlığınızı vicdanınıza dokundurduğunuzda acı ya da tatlı hissedecek bir vicdana sahip olmanın huzuruyla kendinizi küçük de olsa ödüllendirebildiniz mi?
Bir varmış bir yokmuş hayatınızı dolduran dostluklara, değerlere, iyi ya da kötü ne varsa her şeyin idrakına varıp da tüm bunları koruyabildiniz mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder